Yazı Detayı
27 Kasım 2020 - Cuma 11:57
 
KIRMIZILI KADIN
Gülay Karaoğlu / Araştırmacı Yazar
 
 

 

 

Sonbaharın gizemli ışınları günü aydınlatmaya başladığında dağların eteğindeki çam ağaçları sonbahar ile inatlaşırcasına yeşilin en güzel renklerinde etrafa canlılık veriyordu…

 

Denizin sakinliği, hafif dalgalı melodilerde martıları dans ettiriyordu… Çam ağaçlarının arasındaki dar patika yollarında hızlıca yürüyen kırmızılı kadın doğanın huzurlu seslerini yüreğine, beynine sindirmeye, rahatlamaya çalışıyordu.

 

Denizi çevreleyen dağ patikasından sahile indiğinde serin iyot kokusunu içine çekti… Belediyenin koyduğu sahil banklarından birinin üzerine oturdu… Dalgın bir biçimde denize, denizin sakinliğinde uzaklara, taa uzaklara baktı…

 

Ufukta deniz ve gökyüzü tek bir vücut olmuştu… Her sabah yaptığı bu yürüyüşler onu hayata bağlıyordu… Burası sahilde bir siteydi. Sonbahar ve kış aylarında çok fazla insan yaşamazdı.. Bu kasabayı sevdiği için gelip yerleşmişti.

 

Zamanın büyük bir bölümünü çalışarak geçiriyor, köyleri dolaşıyor, toplumun bilinçlenmesi ve gelişmesine katkıda bulunmaya çalışıyordu… Bazen balkonda hafif bir müzik eşliğinde çalışırken kısık müzik sesinden bile insanların rahatsız olduğunu fark etmemişti… Çok sevdiği ve eski dostu olduğunu sandığı uzun boylu erkeksi kadın arkadaşı bir gün yolunu çevirmiş… “ O ne ? Arabaya binip oraya, buraya koşturuyorsun…

 

Buralar tekin yerler değil… Korkmuyor musun?… İnsanlar senin ne kadar gezdiğini konuşuyor… A.. Bi de geçen bana verdiğin kitapta yazdıkların çok hoşuma gitmedi… O yazdıklarını yazarken topluma aykırı davranışlar içinde olduğunu fark etmedin mi?” Kırmızılı kadın şaşkın, dostu sandığı bu kadına aval aval baka kalmıştı… Sonra tüm kadınların gruplar halinde bu iki katlı, karşılıklı bloklar halindeki sitenin evlerinin önünde oturup, konuştuklarını görmüştü. Yanlarına gitmiş, yazın, roman veya hikayelerin edebi veya yaşanılmış gerçekler olduğunu ve bu gerçekleri de yazmaktan asla çekinmediğini onlara anlatmaya çalışmıştı…

 

Bu Kadınların çoğu çağdaş, modern giyimli görünen kadınlardı… Kadınlar ona gülerek bakmış, geçmiş dostluklarını, onun evinde geçmişte birlikte yaşadıkları, birbirlerinin çocuklarını eğledikleri günleri unutmuşlardı. O günden sonra o uzun boylu hanım efendi hep önüne geçti, “ Yine nereye fıldır, fıldır gidiyorsun”, En yakın sandıkları, aynı taştan çorba içtikleri arkadaşları dahi ondan çekiniyordu… Evet, yalnız bir kadındı…Bildiklerini paylaşmayı seven yalnız ve özgür bir kadın…

 

 Sevdiği bir işi yapmaya çalışıyordu… Aykırıydı, fakat sabırlı bir sessizlikle öğretici olmaya çalışmıştı…Anlaşılamamıştı… O gün kadınlara, “ Ben yazdıklarımla, toplumun anlatılamayacak gerçeklerini insanlara anlatabilmeyi tercih ediyorum…Bunun içinde utanacak değilim…Yazdıklarım toplum sorunlarını ortaya koyan çalışmalardır…Sizler, sizin gibi modern geçinenler böyle düşünürse biz toplumun gerisini nasıl eğitelim.” Dedi. Fakat, işte o kadınlar, hep denir ya, kadının en büyük düşmanı yine kadındır diye…. Kırmızılı kadın denizdeki bir dalgalanma ile oturduğu banktan doğruldu… İşte yine olmuştu…

 

 

Kocaman bir Levrek suyun içinden gökyüzüne doğru en aşağı üç metrelik yüksekliğe zıplıyor, sonra suya düşüyordu… Sevgili Levrek, birkaç kez daha zıpladı, denize daldı… Kırmızılı kadın, ne kadar mutlu olmuştu… Doğa onu takdis ediyor, ruhunu temizliyor, o Levrekle beraber dünyevi düşünceleri denize dalıp gökyüzüne yükseliyordu… Kırmızılı kadın ayağa kalkınca balık hissetmiş olmalı ki zıplamayı bıraktı… Kadın on dakika bekledi… Gördüğü manzaranın coşkunluğunu, yaşam sevincini içine sindirerek özgürce gökyüzüne baktı. İçi mutlulukla doldu… Özgürce düşünen her bireyin sadece ve sadece her şartta her durumda sığınacağı tek liman kendi kanatlarının altıydı. Ve Ünlü Meksikalı Ressam Frida KAHLO’nun da söylediği gibi; "Uçmak için kanatlarım varken size ne ihtiyacım var. " Acılarımızı hedeflerimize go mdu g u mu zde uçmak için sadece kendi kanatlarımıza ihtiyacımız vardı.

 

YETER Kİ, O KANATLAR ÖZGÜR OLSUN. ÖZGÜRLÜKLERİMİZ;

 

Cinsiyet ayrıştırıcılarının go zu o nu nde, demokratik insan hakları paylaşımlarında, ilerici rolleri benimseyerek yaşayabileceg imiz, o rnek olabileceg imiz ortamlarda, adalet ve yaşam hakları adına, aydınlık yarınlarda bizi mutlulukların en şereflisiyle o du llendirecekti. Ag açlar, ormanlar, nehirler, vadiler hepsi, hepsi bizim yaşam alanlarımızdı. Kırmızılı Kadın, istedig i her yerde bir bedevi gibi dolaşacak, “YOK” olmaya başlayan dostluklar arasında insanlık o g retisinin yu ce tutkusu u zerine çalışacak, kardeşlig e, dostlug a kapısını açacaktı. Bu dünyada üreteceği her yer “kırmızılı Kadın” ‘ın yaşamına anlam katacak, içindeki öngörüsü, inançları onu gideceği yere götürecekti.

 
Etiketler: KIRMIZILI, KADIN,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı